>
Yaşın Yanında Guruda Yanar…

BÜYÜK LOKMA YE… BÜYÜK TIKINMA

1970’lerin İtalyan sinemasının kuşkusuz en avantgard isinmlerinden biriydi
Bay Marco.Yeni Gerçekçilik akımının içersinde bir bulunup bir bulunmayan
Bay Marco uslüp ve biçimini bulduğunda bir yirmi sene geçmişti.

Beden ve mekan onun vazgeçilmez ikilemi idi. Çevreye duyarlı benzin yakıtları gibi değil tamamen içinde yakılan duygulardan yola çıkarak tam tamına 28 film yaptı.Erken İtalyan sinemasının bu doyum nedir bilmeyen
Özgür adam hep kendi film(i)kinin doğrultusunda gitti.Filmlerinde, takip duygusunu,merakı,ahlakı hatta soyu ve sopu ve de oyu boku ne varsa kustu.Ama kusarken kendi kusmuğunda hiç boğulmadı.

Bay Marco, filmlerinde durumu,bedene,mekanı evrene bırakarak anı anlatmayı ve dudaklarda bir gülücük kadınlara birer öpücük bırakmayı severdi.Basit gibi görünen ama aslında sade anlatımlardı, temelinde.
Gerekirse kışkırtıcı gerekirse savunmacı bir yanıda vardı Bay Marco’nun.
Küçük hesaplar peşinde değil büyük an-ların-latımların adamıydı.

İşte onun için “La Grande Bouffe” de ‘Hayattan bıkan dört adam hakkındaki bu tuhaf şekilde eğlendirici kara komedi, rezil, iğneleyici, yenilikçi, aşırı bir “pis film”. İster çok gülünç ve gözalıcı biçimde oynanmış bir komedi olarak izleyin, ister Ferreri’nin batı tarzı modern hayat hakkındaki yorumunun derinliğini takdir edin… Hayatın zevklerine karşı çok iştahlı olan, başarılı ve orta yaşlı dört adam – pilot Marcello, televizyon sunucusu Michel, usta bir şef olan Ugo ve yargıç Phillippe – Philippe’in Paris banliyösündeki evine, ölene kadar yemek yemeye giderler. Pek çok hedonist için zevk ölümden bir kaçıştır. Ama bu dört adam için lezzetli yemeklerin hiç durmadan mideye indirilmesi, hayatlarının dünya bezginliğinden nihai kurtuluşunu temsil eder. İlk geceden sonra Marcello duruma biraz neşe katmak için kadınların da onlara katılmasında ısrar eder. Çağrılan üç fahişe duruma ancak bir ya da iki gün dayanabilir (şarap sosunda böbreklere ya da tencereler dolusu hamur işine karşı tahammülleri sonunda zayıflar); ancak, tombul bir divaya benzeyen ve cinsel yönden aç bir öğretmen olan Andrea, ölüme mahkûm dörtlüye seks ve yemek konusunda en son anlarına kadar sempatiyle eşlik eder…’

Hazza duyulan inancın doruk noktaya vardığı ve hazzın hazzı doğurduğu bir ortamda, onu sonuna kadar yaşamak, hazzı tüketirken bir yandan da tükenmek… Kendi elleriyle kurmuş oldukları ‘zevk’ hapishanesinin bir türlü doyuma ulaşmayan mahkumları için oradan çıkış artık çok zordur. Zaten onların da buradan çıkmaya pek bir niyetleri yoktur. Ferreri bu filminde ölçüsüz yaşanan, aşırıya kaçan hazzın hazin sonunu ironik biçimde ortaya koyar. Bu aşırılığın kaynağını ise insan varoluşunun temel özelliklerinden biri olan ‘fazla’ya olan düşkünlükte bulur. İnsanın hayvani özelliklerine yaptığı vurguyla ‘uygarlık’ maskesini düşürür. Bu öze dönüş bir bakıma bastırmış olanın geri dönüşünün bir ifadesidir. Günümüz aşırılıklar dünyasında insan doğasını o kaçınılmaz özelliği bir de tüketim toplumunun sonu gelmez tutkularıyla birleştiğinde, filmin göstermek istediğinin pek de uzağımızda olmadığını anlamak güç olmuyor.

Bir lokma bir hırka ezberini bozan (tinsel ve tensel anlamda) Bay Marco aslında hayatın içinde nasıl bir şekilde lokma yiyeceğimizi gösteren sıradanlıkla sıradışının aslında aynı şey olduğunu anlatmaya çalıştı filmlerinde. Esasen bizler ebeveynlerimizin yediği bir halt yüzünden dünya denen karmaşayı yaşıyoruz.Bay Marco da öyle, Marcello da öyle, John da öyle, Hi Lu Chan da öyle, Hans da öyle, Roberto da öyle, Rita da öyle, Tolanbayev de öyle…

Öyle ya da böyle bu hayatta bir halt yeniyor ama kimse doymak bilmiyor.Yer-seniz…

K.Kaban


Önceki Metin

Next Article

İlgili Yazı

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *.

*
*
Yorum yazarken HTML kodlarını kullanabilirsiniz.

Have no product in the cart!
0