>Unutulan Meslekler

>Oku Bil Sor Sorgula? Kısaca Bilgilenmek Lazım?

Değirmencilik

Buğday, arpa, mısır, darı gibi tahılların öğütülerek un haline getirildiği yerlere değirmen , bu gibi yerleri işleten veya çalıştıranlara da değirmenci denir.
Değirmencilik dünyanın en eski ve hayatî mesleklerinden biridir, ama bugün yok olan mesleklerin başında gelmektedir.
Çayönü’nde yapılan arkeolojik kazılar sonucu ele geçen buluntular arasında, günümüzden yaklaşık 10.000 yıl önce kullanılan, el değirmenlerinin ilk modelleri olan havan eller de yer alır. Bulunan bu bazalt öğütme taşları, değirmenciliğin bilinen ilk örneğidir. Çayönü insanları, tahılları bazalt taşları üzerinde öğütmek suretiyle un haline getiriyorlardı. Bu değirmenlerin daha gelişmiş hali olan El Değirmenleri yakın zamana kadar kullanılmaktaydı.
El değirmenleri ortalama 50 cm . çapında, 15 cm . yüksekliğinde, yuvarlak, üst üste iki sert taştan oluşur. Alttaki taşın tam ortasında dökülmüş kurşunla tutturulmuş çelik bir mil bulunur. Üsteki taşın ise ortasında yaklaşık 7- 8 cm . çapında oyulmuş bir boşluk olur. Ayrıca üst taşın üzerinde yine dökülmüş kurşunla tutturulmuş çelik bir çevirme kolu bulunur. El değirmeni çalıştırılacağı zaman, üste gelecek taşın oyuk deliği alttaki taşın miline geçecek şekilde değirmen taşları üst üste konulur. Alt taş sabit kalır, üsteki taş çevirme kolu sayesinde alttaki taşın üzerinde yatay olarak çevrilir. Bu çevirme esnasında üsteki taşın ortasındaki boşluktan ne öğütülecekse yavaş yavaş elle dökülür. Kolla birli, ikili ve hatta üçlü değirmen çevrilir. İki taşın arasından öğütülen şey öğütülmüş haliyle çıkar. Bu tip değirmenlerde genellikle pilavlık bulgur, içli köfte ve çiğ köfte bulguru, yarma, mercimek öğütülürdü. Öğütülmüş bulgurun unundan da lapa yapılırdı.

Orakçı ve Tırpancı

Orak , ekin ve ot biçmede kullanılan, yarı çember biçiminde, yassı, ensiz keskin ağızlı bir bıçak ve bu bıçağa bağlı bir saptan oluşan bir tarım aracıdır. Orağı kullanana, orakla ot, arpa, buğday gibi tarım ürünlerini biçenlere orakçı denir.
Tırpan ise, uzun bir sapın ucuna tutturulan, ot, arpa, buğday gibi ekinleri biçmeye yarayan hafifçe kıvrık, uzun çelik bir bıçaktır. Tırpan sallayanlara, tırpan atanlara, yani tırpanla ot, arpa, buğday gibi tarım ürünlerini biçenlere de tırpancı denir.

Şerbetçilik

Meyve suyu, şeker veya meyan kökünden elde edilen içeceğe şerbet , bunu yapıp özel kaplarda satanlara da şerbetçi denir. Pekmezin sulandırılmışına da şerbet denilse de, bu şerbetle; meyve suyu veya meyan kökünden elde edilen şerbeti karıştırmamak lazım.
Sırtta taşınan özel şerbet kabı gügüm ya sarı bakırdan ya da galvaniz sacdan yapılır. Şerbet sıcak aylarda satıldığından, soğuk kalması için, çok eskiden içersine kar atılırdı. Elektrik kullanımının yaygınlaşması ve her türlü soğutucuların imal edilişi sonucu, sonraki yıllarda buz atılmaya başlandı. Şerbetçi kabının yanında bir özel kap daha bulunurdu. Bu ufak kap, su matarası da olabilir. Şerbetçi müşteriye şerbet vermeden önce bardağı bu mataranın suyuyla ya yıkar ya çalkalardı. Bir de şerbetçinin beline takılan süslü, gümüşi madenden yapılmış bardakların konulduğu ve tasların zincirle bağlı olduğu bele takılan bardak göğüslüğü bulunurdu.
Şerbetçi meydanda, caddelerde şerbetini satarken; kendi sesini sarı bakırdan yapılmış küçük çıncın tasını şerbet kabının musluğuna veya tasları birbirine vurarak çıkarılan sesle ustalıklı bir uyum sağlayarak satışına törensel bir hava verirdi.

Gazozculuk

Eskiden gazoz yapımı ve içimi bir ayrıcalıktı.Gazozlar kahvelerde, parklarda kar veya buz dolu kapların içersinde korunarak yaz mevsiminde bol bol içilirdi. Gazozuna oyunlar oynanırdı. Bazen gazoz şişelerinin içersinden yabancı cisimlerin çıktığı da olurdu, olsun o kadar kusur kadı kızında da bulunur.
Sonraları Coca Cola ve Pepsi Cola gibi uluslararası tekelci şirketlerin ürünleri karşısında bizim gazozlar, ” havlu attı “. İmalathane ve gazozlar buharlaştı, her şeyde olduğu gibi gazozlarımız uluslararası sermayeyle ekonomik, politik ve teknolojik ilişkiye giren tekeller karşısında eridi, yok olup tarih oldu. Coca-Cola , Pepsi-Cola ve benzerlerinin karşısında tutunamadı.
Nasıl tutunsun ki, Coca-Cola ” yeni bir yaşam biçimi “; Pepsi-Cola, ” Daha fazlasını iste “yen ” yeni neslin yeni seçimi “; hem üstelik bu içecekleri üreten firmaların arkasında koca Amerika var.

Karcılık

Karcılık çok zahmetli bir iştir. Kışın yağan kar, dağlarda kayaların güneş almayan tarafında gölgelik kısımlarda istiflenip saklanarak yazın kavurucu sıcağında içilecek suyun, ayranın veya şerbet gibi içeceklerin içine atılırdı. Ayrıca dondurma yapımında kullanılırdı.
Yazları içine kar atılmış soğuk içecekler sıcak havalarda yürek ferahlatırdı.
Kar basarken, önce dağda kayaların dibinde veya oyuğunda güneşten fazla etkilenmeyen bir yerinde yer seçilir. Seçilen bu yerin taşı ve toprağı atılır, yer temizlenir ve düzeltilir. Üzerine saman ve tuz serpilir. Sonra bu düzeltilen yerin üzerine bir kat kar, bir kat tuz atılır ve küreğin tersiyle, loğla sıkıştırılır. Bu sıkıştırılmış kar yığınının üzerine bir kat daha kar atılır ve tekrar bunun da üzerine tuz serpilir ve aynı şekilde sıkıştırma yapılır. Her kat kar atımında bu işlem aynen tekrarlanır. Düzenlenen yerin hacmi dolunca, kar yığınının üzerine tekrar tuz serpilir ve kar yığınının tümü üzerine kalınca saman serilir. Ve bu defa saman sıkıştırılır. Böylece kar yığını hazırlanmış olunur.

Goşkarlık

“Taşa basma iz olur
Kız kunduran toz olur”

Üstü kırmızı veya siyah deriden, tabanı ise köseleden yapılan topuksuz ayakkabılara yemeni ; bu işi yapanlara da yemenici veya köşker denilir.
Ergani’de yemeniciler goşkar denilirdi.
Goşkarlık çok eski bir meslektir. Bu mesleğe avcılıkla başlanmıştır diyebiliriz. İlk insanlar avladıkları hayvanların postlarından, derilerinden kendilerine giyecek ve yemeni yaparak bedenlerini korumaya çalışmışlardır. Hilar mağaralarındaki Goştkar Mağarası ‘nı bu anlattıklarımıza örnek verebiliriz. Goştkar Mağarası, Tiyatronun bulunduğu geniş sal kayalıkların altındaki doğal mağaradır. Bu mağara, kasaphane veya yemenici mağarası olarak da bilinmektedir. Burada kayaya oluymuş bir su kaynağı vardı.
Goştkar, et işi yapanlar anlamındadır. Burada, yani Goştkar Mağarası’nda hayvan kesimi ve etle ilgili işler yapıldığı sanılmaktadır. Ayrıca bu mağaranın bitişiğindeki mağaranın ismi Şıkefta Postkara ‘dır. Post/deri işi yapanlar anlamındadır. Post ve deri tabaklama işi bu mağaranın karşısındaki toprakla kaplı yerdeki havuzda yapıldığı söylenir.

Çömlekçilik/Habenecilik/Kârhanacılık

“Bir testi aldım çarşıdan ucuza;
Gizli gizli neler anlattı bana;
Bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;
Şimdi neyim? Testi oldum şaraba.” – Ömer Hayyam

Fırınlanarak yapılan kilden eşyalara çömlek , bu işi yapanlara da çömlekçi denilir. Çanak-çömlek yapılan yere Çermik’te kârhana deniliyordu.
Çömlekçi, dikey bir mil üzerinde hızla dönen çarkın/diskin tam ortasına konmuş biçim verilebilir kıvamdaki bir balçık/çamur parçasından çeşitli nesneler yapan zanaatçıdır. Dikey dönen bu çark/disk sayesinde nesneler çok çabuk yapılır. Uzman bir el dahi çarkla bir iki dakika içersinde yapılacak nesneyi çark olmaksızın elle yapılması halinde ancak 2-3 günde yapabilir. Balçıktan yapılan küp, güveç, habene/testi, kâse, saksı ve düdük gibi nesneler kuruduktan sonra kümbet biçiminde yapılmış fırınlarda pişirilir. Sonra da satışa sunulurlar.

Tenekecilik
Tenekeden çeşitli eşya yapan ustalara tenekeci denir.
Tenekeciler tenekeleri kesip biçer, onlara çeşitli şekiller verir, üzerlerine kabartmalar yapar ve lehim yaparak parçaları birleştirir.
Teneke yumuşak çelikten üretilen, üzeri kalay kaplı ince sacdır. Binalarda çortan, çatı olukları, soba, soba boru ve dirsekleri, maşrapalar, idare lambaları, huniler, fıskiyeler, pekmez ve yağ-peynir kapları… tenekeci ustaların hünerli ellerinden çıkan araç gereçlerden birkaçıdır.
Sac makası, tokmak, çekiç, örs, mengene, mangal, körük, lehim (kalay ve kurşun karışımı), nişadır (amonyak tuzu), havya (çekiç biçiminde ucu bakır alet), tuz ruhu (hidroklorik asit) tenekecilerin kullandığı araç ve malzemelerin bazılarıdır. Tenekeciler hidroklorik asitte çinko parçalarını eriterek çinkoklorür elde ederler. Lehim yapımında bu asiti kullanırlar.
Lehim yapılırken önce kömür mangalında havya ısıtılır ve sabun kalıbı biçimindeki nişadıra sürülür. Sonra lehime değdirilerek bir miktar lehim eriyerek havyanın uç kısmına yapışması sağlanır. Lehim yapılacak zemin veya nesne daha önce tuz ruhu ile temizlenmesi gerekmektedir. Bu işlem yapılmazsa lehim tutmaz.

Kalaycılık

“Düriyemin güğümleri kalaylı
Fistan giymiş etekleri alaylı”

Kalay, gelişimini bakır kaplara borçludur ya da tam tersi, bakır kaplar gelişimini kalaya borçludur.
Kalayın bulunması bakırın mutfakta geniş ölçüde kullanımına neden olmuştur. Bakır kaplar tek başına kullanıldığında hava ile teması sonucu oksitlenmesi (kararması) ve yiyecek, içecekle teması sonucuyla da yüzeyde bakırsülfatın oluşması (yeşillenmesi) sonucu ki buna yaşlılarımız cenk derdi- zehirlenmelere ve ölümlere neden oluyordu. Kalayın bakırla işbirliği, kalaycılık denen bir mesleği ortaya çıkarmıştır.
Bakır kapların üzerini kalayla kaplayanlara kalaycı denir.
Kalaylanacak kaplar önce örs ve çekiçle düzeltilir. Ezik ve kırık yerler düzeltilir, gerekirse yama veya kaynak yapılır. Sonra kum ve kömür parçaları ile temizlenir. Oksitlenen, kararan veya kalay yapılacak yerler parlatılır, yıkanır ve kurutulur. Bu iş için genellikle el ve ayaklar kullanılır. Kalaycılar elleriyle duvardaki veya en yakınındaki elle tutulacak şeylere tutunup, kalçalarını sağa ve sola çevirerek ayaklarının altındaki kapların temizliğini kum ve kömür tanecikleri yardımıyla yaparlar. ” Ne kıvırıyorsun ?” sözünün buradan geldiği söylenmektedir.

Çulculuk

Çul: Beygir, katır, eşek gibi hayvanların sırtına yük bağlamak ve binmek için kullanılan ağaç bir iskelet üstündeki hasır/sazla doldurulmuş alt kısmı keçe, üst kısmı genellikle desenli kilim veya çul ile kaplanmış bir tür yatak tır. Çula, semer de denilir.
Çul yapanlara, çulcu veya semerci denir. Sırt hamallarının sırtlarında taşıdığı arkalığa da semer denir; bu iki semer birbirinden farklıdır, karıştırmamak lazım.

Sepetçilik – Küfecilik

Saz, kamış, buğday sapı gibi esnek dal veya liflerden yiyecek veya eşya taşımak için örülerek yapılan kulplu kaplara sepet , bunları yapanlara da sepetçi denir.
Çayönü’nde yapılan kazılarda duvarları kamıştan örülmüş evler bulunmuştur. Ayrıca, Çayönü insanları ördükleri değişik boyda sepetleri zamanla kerpiç toprağı ile sıvayıp kaba kil kaplar yapmışlar, bazen de büyük zahire ambarları… Bilim adamlarına göre, neolitik insanının kültür tarihine katkılarından biri de sepetçiliktir.
Sepetler kullanım alanlarına veya işlevlerine göre isimler alır: Üzüm sepeti, yumurta sepeti, çamaşır sepeti, çiçek sepeti gibi.
Sepetin kaba örgülü olanına küfe denir. Küfeler çeşitli adlar alabilirler: Hamal küfesi, zahire küfesi gibi. Küfeler zahire ambarlarında zahire saklanması veya tohumluk tahılların saklanması için de kullanılırdı. Küfeler, söğüt veya benzeri ağaçların dallarının yarılarak elde edilen dilimlerinin örülmesi ile yapılırdı. Sırtta taşınan küfelerde ayrıca kayış veya halat askılıklarda bulunurdu.

Çerçilik

İğneden ipliğe, aynadan cımbıza, boncuktan oyuncağa, astardan kumaşa her türlü nesneyi bir eşek, beygir veya at üzerinde veya arabalarında köy köy, mahalle mahalle gezip dolaşarak satan seyyar satıcılara çerçi denir.
Bir köye çerçi gittiğinde kadınlar, kızlar, çocuklar çerçinin etrafına üşüşerek; yağ, peynir, yün, arpa, darı, mercimek gibi ürünler karşılığında bazı nesneleri alırlardı. Karayollarının gelişmesi ve motorlu araçların yaygınlaşması, ticari satış ağ ve yöntemlerinin ilerlemesi ve marketler zincirinin en ücra köşelere bile burnunu sokması sonucu bu meslek tamamen öldü.

Önceki Metin

Next Article

İlgili Yazı

Bir cevap yazın

Your email address will not be published. Required fields are marked *.

*
*
Yorum yazarken HTML kodlarını kullanabilirsiniz.

Have no product in the cart!
0